Ortadoğu’da İngiltere ve ABD’nin vekil gücü olan İsrail’in, Tunus limanındaki Sumud Filoları’na, Suriye’nin Humus kentine ve son olarak Katar’a düzenlediği hava saldırıları, bu coğrafyanın çocuklarına artık hem uyanık hem de hazır olma çağrısı yapmaktadır. Bu saldırıların her biri, bölge ülkelerinin tamamına yapılmış sayılmalıdır. Nitekim İsrailli yetkililer de bunu açıkça ilan etmektedir. İsrail’in kadın bakanı Orit Struk’un sözleri ibretliktir: “Artık hiçbir kırmızı çizgi kalmadı ve Katar bugünden sonra dokunulmaz bir ülke olmayacak. Bize tehdit oluşturan her ülke bombalanacaktır.”
Son gelişmeler, bir gerçeği berrak biçimde ortaya koydu: ABD ve İngiltere olmasa işgalci İsrail bir hiçtir. Katliamları, onlar adına, onların desteğiyle sürdürmektedir. Artık bölge devletleri de görmüştür ki, ABD’ye hiçbir zaman güvenilemez; çünkü o, kuduz ve uyuz köpeğini istediği an salarak bu coğrafyanın topraklarını, göklerini ve denizlerini çiğnetmektedir. Katar saldırısı, aslında Trump’ın Doha’ya ve tüm Körfez başkentlerine şu mesajıdır: “ABD’ye yaslanan, sonunda çıplak kalır.”
Cezayir’den Malezya’ya uzanan geniş coğrafyada Müslüman ülkeler elbette bu saldırılar karşısında değerlendirmeler yapacak, kararlar alacaktır. Fakat asıl önemlisi, halkların uyanışıdır. Artık bu toprakların cesur aydınları, münevverleri ve entelektüelleri; kalemle cihaddan silahla cihada, fikrî mücadeleden fiilî direnişe kadar her alanda hazırlıklı olmalıdır.
Aynı şekilde, azınlıklarımız da emperyalistlerin kirli oyunlarından uzak durmalı, Müslüman halklarla birlikte onurlu bir yaşamın yollarını aramalıdır. Çünkü yüz yıldır bu coğrafyanın insanları, göz göre göre aşağılanmaktadır. Ve bu zillet artık asla kabul edilemez.
Filistin’de yaşanan soykırım, ihanet, ikiyüzlülük ve barbarlık sadece Müslüman halkları değil, dünyanın vicdan sahibi kitlelerini de uyandırmıştır. Nitekim Uluslararası Soykırım Araştırmacıları Derneği (International Association of Genocide Scholars), 31 Ağustos’ta aldığı kararla İsrail’in soykırım işlediğini ilan etmiştir. Karar, İsrail’in Gazze’deki politikalarının ve eylemlerinin, 1948 tarihli BM Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesinin II. maddesinde yer alan soykırım tanımına birebir uyduğunu tespit etmiş, İsrailli yetkililerin yargılanmasını talep etmiştir.
Bu gelişmelerin hemen ardından, dünyanın en saygın tıp dergilerinden The Lancet Global Health, Ağustos 2025 sayısında çığır açıcı bir araştırma yayımlamıştır. “Uluslararası yaptırımların yaşa özgü ölüm oranlarına etkileri” başlıklı 48 sayfalık bu inceleme, ABD, İngiltere ve Avrupa Birliği’nin son 51 yılda uyguladığı yaptırımların 38 milyon insanın ölümüne yol açtığını belgelemiştir.
Araştırmanın gösterdiği üzere yaptırımlar, sadece ekonomik bir baskı değil, çağımızın görünmez savaşıdır. Hedef ülkelerde sanayi çöküşü, siyasi kriz, kültürel kaos ve ekonomik bunalımla birleşerek, nükleer silahlarla kıyaslanabilecek ölçekte bir kitlesel imha aracına dönüşmüştür.
Hasıl-ı kelâm, dünya, yalanı, ihaneti, namertliği ve yeryüzünde fesattan başka bir şey bilmeyen bir avuç azılı çetenin insafına terk edilmiştir. Onları ne kanun dizginleyebilir, ne de uluslararası kınamalar korkutabilir. Göğüsleri kin ve nefretle dolu; dilleri ise sadece yalan, aldatma ve hile üretir.
Artık görev, Müslüman halkların, aydınların ve sivil toplumun omuzlarındadır. Zira Batı’nın küresel soykırım zincirine eklenen son halka olan Gazze’deki vahşet, aslında buzdağının yalnızca görünen yüzüdür. Bu yüzden ne yapılacaksa, şimdi yapılmalıdır. Aksi hâlde, kaybedecek olan sadece Gazze değil; dünya da, insanlık da bir kez daha karanlığın uçurumuna yuvarlanacaktır.
Kaynak: İstiklal Gazetesi, ilk yayımlanma tarihi: 10 Eylül 2025
Külbe-i ahzân’ında âh ü fizâr bir Simurg. Ehl-i hikmet muhibbi ve hakikat arayıcısı bir yolcu. Uluslararası ilişkiler, ilahiyat, dinler tarihi ve felsefe alanlarıyla iştigal eder, hududü’l...
DETAYLAR