Osmanlılar Ve Araplar

Son günlerde Türk ve Arap iliÅŸkilerini bozmak için yine birileri devrede. Hem bazı Arap hem de bazı Batı medyası sık sık Osmanlı vurgusunda bulunarak, Türkiye’nin Arap ülkelerini iÅŸgal edeceÄŸi imasında bulunuyor. Osmanlı’nın tıpkı Abbasiler, Selçuklular, Endülüs ve Emeviler gibi yeniden diriltilmeyeceÄŸini iyi bilen bu bu medya organlarının arkasındaki güç, hakikatte Türkiye’nin, son yıllarda, bu coÄŸrafyada Batılı emperyalistlerin yeni oyunlarına karşı verdiÄŸi mücadeleyi örtbas etmeye çalışıyor.

Herkes şunu çok iyi bilir ki: Osmanlılar, Arapları ne sömürdü ne de geri kalmalarına sebep oldu. Bu iddialar tamamen Batı kaynaklıdır. Fransız ve İngiliz sömürgeciliğini meşrulaştırma ve katliamlarını gizlemeye yönelik 19. Yüzyılda bazı gayrimüslimler tarafından ortaya atılmış iddialardır.
Lübnanlı ünlü tarihçi Zeine N. Zeine, ‘Arap MilliyetçiliÄŸi’nin DoÄŸuÅŸu’ adlı kitabında ÅŸunu not düşer: ‘Bütün hakkaniyetiyle ÅŸunu söylemelidir ki Türkler Arapları, Birinci Cihan Harbi’ne kadar asimile etmeye ya da TürkleÅŸtirmeye çalışmamıştır. Osmanlıların 400 yıl hakimiyetinden Araplar karlı çıkmıştır. Arapların ‘Geri Kalmışlığı’ hikayesi de 19. Yüzyıl Batı Emperyalizminin popüler ürünüdür.’

Batı’nın son 200 yüzyıldır Arap coÄŸrafyasında yaptıkları, artık bütün Arap halklarının malumudur. Sözde ‘Medeniyet’ ve ‘Demokrasi’ adı altında Cezayir’den Irak’a iÅŸledikleri bütün katliamlar ise Arap halklarının muhayyilesinde tazeliÄŸini halen korumaktadır. Batı’nın Osmanlı sonrası Arap dünyasında istikrarı saÄŸlamadığı gibi kan gölüne çevirdiÄŸini söyleyen İsrailli ünlü düşünür İsrael Shamir, bundan birkaç yıl önce yazdığı bir makalede ‘Ey Osmanlı Geri Gel’ diye seslenmiÅŸti. Arap coÄŸrafyasının Osmanlı sonrası huzuru ve istikrarı bir türlü bulamadığını belirten Shamir, Arap dünyasının hakiki istikrarı Osmanlı döneminde yakaladığını ve yaÅŸadığını itiraf ediyor.

Şimdi bu kısa girişten sonra Osmanlı ve Arap ilişkilerine maddeler halinde şöyle bir kısa göz gezdirelim:

1-Türk-Arap iliÅŸkileri, Hz. Ömer dönemine kadar gider. Türkler kitleler halinde Müslüman olduktan sonra, kah Türkler Arap ordularının safında kah Araplar Türk ordularının savaşında düşmanlarına karşı ortak savaÅŸtı. Bunun ilk örneÄŸi 751 yılındaki Talas Muharebesi’dir. Türkler ve Araplar birlikte Çin’e karşı mücadele etti.

2- Selçuklular döneminde Türkler, Abbasilerle büyük yakınlık kurdu. Abbasi Halifelerine hep bağlı kalan Selçuklular, Abbasi Halifeleri ile daha yakın olmayı amaçlayarak evlilikler yapıp, yakın akrabalık bağı da kurdu.

3-Osmanlılar hiçbir zaman Araplarla savaÅŸmamış ve Arap topraklarını sömürmemiÅŸtir. Yavuz Sultan Selim’in Mısır’a düzenlediÄŸi sefer, Memlûklülerin Müslüman toprakları yönetemeyiÅŸi ve Vatikan ile yaptığı gizli ittifaktan dolayı olmuÅŸtur. Ayrıca Memlûklüler de Arap deÄŸil, Türk’tüler. Tarihte ilk Türk ismini kullananlar da Memlûklülerdir. Mısır’daki devletlerinin adı da ‘ed-Devletü’t Türkiyye’dir’.

4-Yavuz Sultan Selim, bir ara Osmanlı’nın resmi dilini Arapça yapmak istemiÅŸtir. Fakat dönemin Åžeyhülislam’ı Zenbilli Ali Efendi, buna karşı çıkmıştır.

5-Osmanlılar, Arapça’yı hep ‘kutsal’ ve ‘manevi’ bir dil olarak kabul etmiÅŸlerdir. Onun için camilerde ve medreselerde eÄŸitim hep Arapça olmuÅŸtur. Osmanlılar yazı dilinde Arap harflerini kullanmış ve ‘Osmanlıca’daki kelimelerin hemen hemen yüzde 60’ı Arapça kelimelerden oluÅŸmuÅŸtur. 1 Kasım 1928 Harf İnkılabı’ndan sonra Arapça harflerin yerini Latin harfleri almış ve Türkçe’deki Arapça kelimelerin yerine Fransızca kelimeler tercih edilmiÅŸtir.

6-Osmanlılar, Arap halklarına hem ‘kutsal dil Arapça’yı konuÅŸtukları için hem de Hz. Peygamber (sav)’in ırkından olmalarından dolayı büyük saygı duymuÅŸ ve Arapları ‘Kavm-i Necib’ (asil halk) olarak adlandırmışlardır. Hz. Peygamber (sav)’in soyundan gelen seyyid ve ÅŸeriflere ise daha büyük deÄŸer vermiÅŸlerdir.

7-Osmalılar Arapça’ya verdikleri deÄŸerden dolayı, Payitaht İstanbul’da ‘Hat sanatı’ çok geliÅŸmiÅŸtir. Hatta bundan dolayı ÅŸu deyim bütün İslam dünyasında kullanılır olmuÅŸtur: ‘Kur’an Mekke’de indi, Mısır’da okundu, İstanbul’da yazıldı.’ İstanbul’daki bütün saraylarda, tarihi mekanlarda ve eski evlerde güzel hatlarla yazılmış Kur’an-ı Kerim’den ayetler bulabilirsiniz. Ayrıca Osmanlı’nın savaÅŸ sancaklarının hemen hepsi yeÅŸil renk üzerine beyaza boyalı Arapça ifadeler taşımaktaydı.

8-Osmanlı kurumlarında Arap asıllı ulema ve siyaset adamları önemli pozisyonlar elde etmiÅŸlerdir. Irak eski BaÅŸbakanlarından Nuri Said PaÅŸa bir kitabında ÅŸunu ifade eder: ‘Araplar kendilerini Osmanlı’nın ortağı olarak görürdü. Osmanlı yönetiminde çoÄŸu Arap BaÅŸbakan (Sadrazam), Åžeyhülislam, general ve vali olmak üzere devletin tüm kademelerinde Araplar hep var olmuÅŸtur.’ Kahire’deki el-Ezher, Åžam, Trablusgarb ve Halep’teki medreselerden mezun olanlar Osmanlı hükûmetinin hukuk alanında ana omurgasını oluÅŸturuyordu.

9-Osmanlılar, 400 yıl boyunca Haçlı saldırılarına karşı Arap coÄŸrafyasını ve Arapları korumuÅŸtur. Osmanlı orduları içinde Arap birlikler ve komutanlar hep olmuÅŸtur. İstanbul’un fethinde Fatih Sultan Mehmed’in yanındaki en önemli birlik Arap birliÄŸidir. İstanbul’un fethinden Çanakkale Muharebesine kadar bütün savaÅŸlarda Araplar ve Osmanlılar omuz omuza savaÅŸmışlardır.

10-1492’de İspanyollar son Arap ÅŸehri olan Gırnata’yı aldıkları zaman ahalisinin bir kısmı Afrika’ya geçmiÅŸ, bir kısmı da İstanbul’a gelmiÅŸtir. Bunlar, Yavuz ve Kanuni devirlerinde Galata kulesi etrafına iskan olunmuÅŸlardır. Galata Kulesi’nin altındaki ‘Arap Camii’ de Endülüslü Müslümanlar tarafından inÅŸa edilmiÅŸtir.

Hasılı Kelam, bütün yazılanlara raÄŸmen hala birileri Osmanlı’yı karalıyorsa ne demeli bilmiyorum. Fakat çok açık ve belli ki, Batılı emperyalistler bu coÄŸrafyada kültür emperyalizmini çok iyi oturtmuÅŸ, bu nedenle de kendinden ve tarihinden utanan yobazlar güruhu her yeri sarmıştır. Müslüman Türk ve Arap iliÅŸkileri deÄŸerlendirilirken bütün bu hususlar göz önüne alınmalıdır. Aksi halde, yapılan deÄŸerlendirmelerin hiçbirisi isabetli olmayacaktır.

 

Kaynak: İstiklal Gazetesi, ilk yayımlanma tarihi: 17 Ekim 2020

TURAN KIŞLAKÇIGazeteci, Yazar

Turan Kışlakçı, Türkiye’nin Bingöl ÅŸehrinde doÄŸdu. Kariyerini geniÅŸ bir yelpazede tutarak uluslararası iliÅŸkiler, medya, Güney Asya ve Orta DoÄŸu uzmanlığı alanlarında önemli katkılarda...

DETAYLAR
ARŞİV