Batı’nın çıkarları doğrultusunda inşa edilen ve Yahudileri ucuz paralı askerler gibi kullanan “siyasi Siyonizmi” artık yargılamanın vakti geldi, hatta geçiyor. Bu ideolojiyi, geçmişte Hitler’in Nazizmi ve Mussolini’nin Faşizmi nasıl yargılandıysa o şekilde yargılamak ve tarihin çöplüğüne göndermek insanlığın önünde ertelenemez bir sorumluluk olarak duruyor. Dünya halkları artık uyanmışken, bu faşist ve ırkçı apartheid rejimin yüz yılı aşkın süredir bu coğrafyada işlediği soykırımların, suikastların ve etnik temizliklerin hesabı acilen sorulmalı.
Siyonizmin yargılanmasını yalnızca Yahudi olmayan halklar değil, bizzat birçok Yahudi düşünür, yazar ve aktivist de talep ediyor. Kanadalı ünlü Yahudi gazeteci ve yazar Naomi Klein, 2024 yılında The Guardian’da yayımlanan “Siyonizm’den Çıkışa İhtiyacımız Var” başlıklı makalesinde şöyle diyordu: “Ne Siyonizme ihtiyacımız var ne de böyle bir inancı istiyoruz. Adımıza soykırım yapan bu projeden kurtulmak istiyoruz.”
Klein, Siyonizmi “sahte bir put” olarak tanımlıyor ve ekliyordu: “Bu put, Yahudilerin özgürlüğünü Filistinli çocukları öldüren misket bombalarıyla bir tutuyor. Bu sahte put yalnızca Netanyahu değil, onu yaratan ve ondan beslenen dünyadır — Siyonizmin kendisidir.”
Benzer bir vicdan sesi, 104 yaşındaki Yahudi Fransız düşünür Edgar Morin’den yükseliyor. “Zulüm bizdense, ben bizden değilim” diyerek insanlığın vicdanında yankılanan o sesi temsil eden Morin, Gazze üzerine konuşurken bir asrı aşan yaşam deneyimini şu sözlerle özetliyordu:“Yüzyıllar boyunca dini ve ırksal nedenlerle zulme uğrayan bir halkın torunları, bugün Gazze halkına karşı kitlesel bir katliam yürütüyor. ABD’nin, Arap dünyasının ve Avrupa’nın sessizliği insanlık için büyük bir trajedidir. Direnemiyorsak, tanıklık edelim; zihnimizde dirilelim, aldanmayalım, unutmayalım.”
Ilan Pappe, Avi Shlaim, Noam Chomsky, Norman Finkelstein gibi daha birçok Yahudi entelektüel de “siyasi Siyonizmin” yalnızca dünya halklarına değil, Yahudilerin kendisine de büyük zarar verdiğini defalarca vurguladı. Agudath İsrail Dünya Gençlik Örgütü’nün eski başkanı G. Neuburger, “Yahudilik ve Siyonizm Arasındaki Ayrım” adlı makalesinde şunu söylüyordu: “Bugün ABD’de Siyonizme karşı çıkmak büyük cesaret ister. Tıpkı İkinci Dünya Savaşı’nda İtalya’da faşizme ya da Almanya’da nazizme karşı çıkmanın cesaret istemesi gibi. Siyonizm, Yahudi halkının uzun tarihinde yalnızca geçici bir sapmadır.”
Birleşmiş Milletler, 20. yüzyılda Siyonizmi “ırkçılığın bir biçimi” olarak tanımlamıştı. 10 Kasım 1975’te kabul edilen 3379 sayılı BM kararı, Siyonizmin açıkça bir tür ırk ayrımcılığı olduğunu tescillemişti. Ancak Baba Bush döneminde ABD’nin yoğun baskıları sonucu, 16 Aralık 1991’de çıkarılan 4686 sayılı karar ile bu hüküm iptal edildi. Fakat bu iptal, Siyonizmin ırkçı niteliğinin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor; yalnızca BM’nin, siyasi baskılar karşısında gerçeğin üzerini örttüğü anlamına geliyor. Bush yönetimi, Siyonizmi Nazizm ve Faşizmle eşitleyen bu kararı iptal ettirmek için Siyonist lobilerden bile daha çok çaba gösterdi. Bu, emperyalizmin gayrimeşru çocuğuna nasıl sahip çıktığını gözler önüne serdi. ABD’nin bu denli rahatsız olması, yalnızca İsrail işgal devletini değil, onun resmî ideolojisi olan Siyonizmi de himaye ettiğini ortaya koydu
Hasıl-ı kelâm, artık tarih bir yol ayrımında. Nazizm, Faşizm ve Apartheid yargılandı; Siyonizm de aynı mahkemenin önüne çıkarılmalıdır. Çünkü Siyonizm, yalnızca Filistin’i değil, insanlığın vicdanını da işgal etti. Bugün Gazze’nin enkazları altında yatan çocuklar, insanlığın sessizliğini değil, geleceğin adaletini çağırıyor. Ve o adalet geldiğinde, tıpkı Nürnberg’de olduğu gibi tarihin kürsüsünde şu cümle yankılanacaktır: “İnsanlığa karşı işlenen suçların ve soykırımın adı Siyonizmdir.”
