Filistin davası, iki asra yaklaşan tarihiyle yalnızca Ortadoğu’nun değil, bütün dünyanın vicdanında derin izler bırakan bir direniş ve milli mücadele öyküsüdür. Ancak bu mücadele yalnızca Filistinlilere ait değildir; dünyanın dört bir yanında zulme karşı duran vicdan sahiplerinin de meselesi olmuştur. Türkiye’de özellikle 1970’li yıllarda sol-sosyalist hareket, Filistin direnişini anti-emperyalist bir mücadele olarak benimsemiş ve bu davayla güçlü bir dayanışma ilişkisi kurmuştur. Yakın zamanda yayımlanan “Filistin Kartalları” adlı kitap, bu tarihsel dayanışmanın kamuoyunca yeterince bilinmeyen önemli bir kesitini görünür hâle getiriyor.

Whatsapp Görsel 2025 08 06 Saat 15.39.07 18Fbf99D

Serpil Çelenk Güvenç ve gazeteci Sultan Özer’in birlikte hazırladığı bu eser, merhum Avukat Halit Çelenk’in arşivinden yola çıkarak 1979 yılında Ankara’daki Mısır Büyükelçiliği’ni basan dört Filistinli gerillanın hikâyesini ve dava sürecini ele alıyor. Kitap, yalnızca arşiv belgeleri ve dilekçelerle değil, dönemin tanıklarıyla yapılan röportajlarla da zenginleşiyor. Türkiye’nin eski Filistin Büyükelçisi Ebu Firaz ve dönemin İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş’in tanıklıkları, bu tarihi kesiti çok boyutlu bir perspektifle sunuyor.

13 Temmuz 1979’da gerçekleşen büyükelçilik baskını, kamuoyunda bir şok etkisi yaratmıştı. Ancak olayın siyasi bağlamı göz önünde bulundurulduğunda, bu baskın, sadece bir diplomatik eylem değil; Filistin halkı adına uluslararası bir çağrı, bir manifesto niteliği taşıyordu. Eylem, Camp David Anlaşması’nı ve Mısır’ın İsrail’le normalleşme adımını protesto ediyor; Arap dünyasında dayanışmanın kırılma noktasını ilan ediyordu. Bu eylem, Türkiye’de FKÖ temsilciliğinin açılmasıyla sonuçlandı ve dönemin ilerici kamuoyunda geniş yankı buldu.

Eylemin ardından başlayan yargı sürecinde Halit Çelenk’in Filistinli gerillaları savunması, Türkiye solunun sadece sokakta değil, hukuki alanda da direnişle omuz omuza durduğunu ortaya koydu. Çelenk’in yazdığı dilekçeler, cezaevine gönderilen mektuplar ve Sinop Cezaevi’nden gelen fotoğraflar, bir halkın davasının başka bir halkın vicdanına nasıl dokunduğunu gösteren tarihî belgelere dönüştü.

Kitap, yalnızca Türkiye merkezli bir anlatı sunmuyor. Aynı zamanda Filistin direnişinin tarihsel gelişimini; 1956 Süveyş Krizi’nden 1967 ve 1973 savaşlarına, Ürdün’deki “Kara Eylül”den 1982 Lübnan işgaline kadar pek çok dönüm noktasını da anlatıyor. Bu süreçte Filistin direnişi hem bölgesel desteklere hem de emperyal güçlerin baskılarına sahne oldu. Filistinliler bir yandan Sovyetler Birliği ve Arap ülkelerinden lojistik destek alırken, diğer yandan bölgesel ihanetler ve uluslararası yalnızlaştırma politikalarıyla mücadele etmek zorunda kaldı.

Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte uluslararası sosyalist hareket dağılmış, Arap milliyetçiliği ivme kaybetmiş ve sınıf mücadelesi geri çekilmiştir. Bu gelişmeler, Filistin direnişinin bölgesel ve küresel düzeyde yalnızlaşmasına yol açtı. 1993 tarihli Oslo Anlaşmaları ise bu yalnızlaşmanın sembolü ve doruk noktası oldu. Filistin lideri Yaser Arafat’ın, hiçbir somut güvence içermeyen birkaç vaat karşılığında İsrail’le imzaladığı bu anlaşma, birçok çevre tarafından direnişin tasfiye belgesi olarak değerlendirilmiştir. El Fetih’in giderek etkisini yitirmesiyle birlikte sahneye Hamas çıktı; yeni bir direniş hattı kurduysa da bu dönüşüm, seküler ve sol devrimci çizginin zayıflaması anlamına da geliyordu. Bu süreçte Münir Şefik gibi pek çok Arap solcusu ve devrimci entelektüel İslami çizgiye yönelerek, Filistin direnişinin ideolojik çehresinde önemli bir değişimin öncüsü oldu.

Whatsapp Görsel 2025 08 06 Saat 15.39.08 1Bd94B35

2023 Ekim’inde başlayan yeni İsrail saldırıları, on binlerce Filistinlinin katledilmesine, Gazze’nin yerle bir edilmesine ve dünya kamuoyunun bir kez daha çaresizlikle izlediği açık bir soykırıma sahne oldu. “Filistin Kartalları” kitabının yayımlandığı günlerde yaşanan bu felaket, tarihin bir kez daha tekerrür ettiğini ve Filistin direnişinin hâlâ bitmediğini gösterdi.

Ne yazık ki, Türkiye solunun önemli bir kısmı Filistin meselesine günümüzde ya nostaljik bir gözle bakmakta ya da sessiz kalmaktadır. Oysa Filistin hâlâ emperyalizme, ırkçılığa ve kapitalizmin vahşetine karşı bir direniş sembolüdür. 1979’daki baskın, yalnızca bir eylem değil, hâlâ yankılanan bir çağrıdır. Bu çağrıya karşılık vermek, geçmişin değil, bugünün sorumluluğudur.

“Filistin Kartalları”, geçmişin unutulmuş bir sayfasını açmakla kalmıyor; bugün dünyanın gözleri önünde yaşanan zulme karşı vicdanlı bir duruş sergilemenin de imkânını sunuyor. Filistin davasına yeniden güçlü bir şekilde sahip çıkılması, insan hakları, adalet, özgürlük ve sosyal eşitlik gibi bütün dünyada yitirilen değerlerin yeniden yeşermesine katkı sunabilir.

Filistin davası, nostaljik bir romantizm değil; insanlık onuru adına üstlenilmesi gereken tarihsel bir sorumluluktur. Bu sorumluluk, ne arşivlerin tozlu raflarına ne de susturulmuş vicdanlara hapsedilebilir. Bugün, dünyanın gözleri önünde işlenen en büyük soykırımlardan birine karşı susmak, insanlığın ortak vicdanını inkâr etmektir. Filistin davası, yüreklerde, meydanlarda ve direnişin her cephesinde yeniden hayat bulmalıdır…

 

Kaynak: İstiklal Gazetesi, ilk yayımlanma tarihi: 06 Ağustos 2025

TURAN KIŞLAKÇIGazeteci, Yazar

Külbe-i ahzân’ında âh ü fizâr bir Simurg. Ehl-i hikmet muhibbi ve hakikat arayıcısı bir yolcu. Uluslararası ilişkiler, ilahiyat, dinler tarihi ve felsefe alanlarıyla iştigal eder, hududü’l...

DETAYLAR
ARŞİV