Taş Duvarları Delen İsim: Gazze

Dünya haritasında küçücük bir toprak parçası Gazze, artık yalnızca Akdeniz’in doğusunda kuşatılmış bir coğrafya değil; bir mazlumiyetin, bir direnişin, bir adalet arayışının dünya halklarının hafızasına işlenmiş ortak adı. Gün geçmiyor ki bir kıtada, bir meydanda, bir şarkıda ya da bir bebek isminde bu ad yeniden yankılanmasın…

Dünyanın öbür ucunda, Latin Amerika’nın yoksul mahallerinden Japonya’nın neon ışıklı sokaklarına kadar bir fısıltı yayılıyor: Gazze. Bu ad, yıkıntılar arasından yükselen insan onurunun sessiz çığlığı gibi. Kimi zaman bir pankartta, kimi zaman bir konserin ortasında binlerce insanın dudaklarından dökülen bir ağıt, bir dua, bir öfke…

Bu çağın insanı tuhaf: Bir yanda metropollerde alışveriş listeleri, yeni çıkan telefonlar, başka bir yanda uzak bir diyardaki çocuğun açlığı, susuzluğu, bombalar altında kaybolan hayalleri. Ve tam da bu zıtlıkların ortasında bazen bir şarkı yankılanır.

Ünlü İngiliz şarkıcı Paloma Faith, Londra’daki bir sonraki konserinin bütün gelirini Gazze’deki yaralıları tedavi etmeye çalışan sağlık çalışanlarına bağışlayacağını duyurdu. Bu haber belki de yıllar sonra kimsenin hatırlamayacağı bir cümle olarak kalacak ama Gazze’nin hafızasında yankısını bulacak: Dünyanın öbür ucunda bir kalp, bir sahne ışığı, Gazze’nin karanlığına küçücük de olsa bir umut düşürdü.

Somerset’in çamurlu tarlalarında Punk şarkıcısı Bob Vylan, Glastonbury Festivali’nin dev sahnesinden binlere “Özgür Filistin!” ve “İsrail askerlerine (IDF) ölüm!” diye haykırttı. ABD’li müzisyen Marc Rebillet de Glastonbury Festivali’nde benzeri slogan attırdı. Bu festivalde, çimenlere yayılmış gençler arasında sınırların anlamsızlığı bir kez daha görüldü: Vicdanlar coğrafya tanımıyor..

Ne gariptir… Geçtiğimiz günlerde İstanbul’un arka sokaklarından birinde, sevdiğim bir ağabeyle oturmuş, kahve kokusu eşliğinde geçmişin tozlu sayfalarını karıştırıyorduk. Sohbetin bir anında gayriihtiyari sordum: “Ağabey, senin adın neden ‘Cezayir’?” O an anladım ki bazı isimler anne ve babaların yalnızca hoşlarına gittiği için verilmez; bazı isimler bir isyan, bir vicdan borcudur.

Annesi, 1950’lerin sonunda Fransa’nın Cezayir’de işlediği katliamlara bir ses olamamanın utancını, yeni doğan oğluna “Cezayir” adını vererek taşımıştı. “Hiç değilse adın bir hatırlatma olsun!” demiş olmalı. İnternette araştırınca fark ettim ki o yıllarda Türkiye’de yüzlerce “Cezayir” doğmuş. Resmi kayıtlara baktığınızda Türkiye genelinde “Cezayir” adını taşıyan binin üzerinde isim bulacaksınız. Her biri annesinin, babasının içindeki sönmeyen yangını bir adla nesilden nesle aktarmış…

Bugün o sahne başka bir isimle tekrarlanıyor. Türkiye’nin dört bir yanında doğan bebekler, savaş uçaklarının gürültüsü altında büyüyen bir kentin adını taşıyor: Gazze. Hastane koridorlarında, nüfus müdürlüklerinin soğuk bankolarında anneler, babalar titrek bir kalemle o ismi yazıyor: Gazze. Bu yalnızca bir isim değil; çaresizliğin, utancın ve umutla direnişin tek bir harfte buluştuğu bir dua gibi…

Anne babalar biliyor ki bir gün o küçücük eller büyüyecek. Bir öğretmen yoklama defterinde “Gazze” diye seslenirken sınıfın bir köşesinde bir çocuk kalkacak ayağa. Belki arkadaşları neden bu isme sahip olduğunu soracak. Belki de o çocuk ileride isminin anlamını öğrendiğinde, dünyanın bir yerinde kendisiyle hiç tanışmamış başka çocukların nasıl yaşadığını hatırlayacak.

Gazze, Arapça’da güçlü ve dirençli demek. Ne güzel ki bu isim, bir bebeğin kaderine yalnızca bir coğrafya değil, bir karakter de yüklemiş oluyor. Bu ismin, insanın omuzlarına yüklediği sorumluluk büyüktür. Ayrıca bu isim sadece bebek defterlerine değil, milletin vicdanına da kaydediliyor.

Bugün Paloma Faith’in şarkısında, Bob Vylan’ın çığlığında, İstanbul’un bir kafesinde, bir annenin kulağına fısıldadığı o tek kelimede Gazze var: Karanlıkta parlayan bir ışık, kuşatma altındaki bir kentin adını dünyanın vicdanına kazıyan bir sızı.

Belki de bir gün… Gazze yalnızca yıkıntılarıyla değil, bu adla büyüyen çocukların dünyaya fısıldadığı umutla da anılacak. Çünkü bazı isimler vardır ki taş duvarları deler, kalplerde yankılanır, sınırları aşar. Gazze de artık onlardan biri: Bir yerin değil, insanlığın adı…

Bir gün umut galip gelirse, bu adı omuzlarında taşıyan bebekler dünyaya en güzel cevabı verecek. Ve biz o günü bugünden hayal ediyoruz: Gazze… Bir dua gibi, bir şarkı gibi, bir bebek gülümsemesi gibi… Hiç susmasın…

ADI GAZZE OLAN ÇOCUKLAR

Ve unutma ey çocuğum,
bir gün
adını aldığın şehir
senin sesinle özgürleşir.
Bir annenin
kundağa sardığı umut gibi
bir babanın
çatlaktan sızan gözyaşı gibi
bir bayrağın
rüzgârda dalgalanışı gibi
bir annenin duası gibi
göğe yükselir.

Unutma,
toprağa düşen her çığlık
bir gün fidan olur,
kök salar, dallanır
karanlığı deler.
Belki sen görürsün o günü,
belki de senin sesin
bir başkasının
kulağına direnişi fısıldar.

Ey çocuk!
Bir ismin var ki taş duvarları deler,
bir ismin var ki tankların paletlerine sığmaz,
bir ismin var ki bombaların sesinden yükseğe uçar.

Sen Gazze’sin,
sen güçlüsün,
sen dirençlisin.

Ve unutma ey çocuğum,
bir gün
adını aldığın şehir
senin gülüşünle
yeniden inşa edilir,
bir annenin duası gibi
tutup gökyüzüne asılır.

 

Kaynak: İstiklal Gazetesi, ilk yayımlanma tarihi: 02 Temmuz 2025

TURAN KIŞLAKÇIGazeteci, Yazar

Külbe-i ahzân’ında âh ü fizâr bir Simurg. Ehl-i hikmet muhibbi ve hakikat arayıcısı bir yolcu. Uluslararası ilişkiler, ilahiyat, dinler tarihi ve felsefe alanlarıyla iştigal eder, hududü’l...

DETAYLAR
ARŞİV