Kur’an-ı Kerim’de Ortadoğu Jeopolitiği (2)

Arap yarımadası, İslam öncesi dünya ticaretinin önemli merkezlerinden biriydi. Asya’dan ve Afrika’dan getirilen ürünler bu yarımada üzerinden dünyaya yayılırdı. Yemen ve Bilad-ı Åžam arasındaki yol güzergahı önemli bir ticaret merkeziydi. Zerdüşt dininden olan dönemin Pers ülkesi ile Hıristiyan olan Bizans jeopolitik öneme sahip olan Arap yarımadasını ele geçirmek için büyük bir mücadele veriyordu. Yemen ve Åžam arasındaki Mekke ticaretin uÄŸrak noktasıydı. Buraya hükmeden KureyÅŸliler, gün be gün zenginleÅŸiyordu. Yemen ve Åžam’da büyük kiliseler inÅŸa edilmesine raÄŸmen tacirler, Mekke’deki Kabe’ye büyük ilgi duyuyordu. KureyÅŸlilerin bu geliÅŸme ve ilerlemesi karşısında o asrın süper güçleri endiÅŸeye kapıldı ve bunun engellenmesi için harekete geçti. İlaf (ittifak) dönemi süper güçlerin oyunları ile bozulmuÅŸ ve bölge adım adım kargaÅŸaya doÄŸru sürükleniyordu.

Fars ve Bizans imparatorlukları hem asker hem de donanmaları ile Habeşistan kralına destek verecek, o da oluşturduğu ordunun başına, yardımcısı ve aynı zamanda em önemli komutanı olan Habeşçe Ebrehe adı verilen Arapça İbrahim olarak telaffuz edilen bedbahtı getirecekti.

HabeÅŸistan Krallığı, deniz kuvvetlerine sahip olmadığı için Bizans imparatorluÄŸu gönderdiÄŸi donanma ile HabeÅŸistan’ın on binlerce askerini Cibuti üzerinden Yemen sahillerine çıkardı. Bunların yanı sıra, Farslar Irak ve Fars körfezi üzerinden Arap yarımadasını kuÅŸattı. Rumlar ise Akdeniz ve Kızıldeniz’deki donanmaları ile Arapların ticaretine son vermiÅŸti. Sıra, Bizans’ın büyük desteÄŸini alan HabeÅŸistan’a gelmiÅŸti. HabeÅŸ ordusu Yemen’i alacak ve sonra Mekke’ye gidip Kabe’yi yıkacaktı. Ebrehe’nin M. 543’te Yemen’de inÅŸa ettiÄŸi Sedd-i MaÄŸrib Rum Kayseri, İran Åžah’ı, Hire ve Gassan Åžahlarının elçilerinin katılması ile törenle açılmıştı. Bu kitabe bugün halen vardır.

Yemen’de iktidarını saÄŸlamlaÅŸtırdıktan sonra Bizans’ın ve onun müttefiki HabeÅŸistan krallığının planları doÄŸrultusunda gerçek amacını uygulamaya koymak üzere harekete geçen Ebrehe, dönemin zırhlı araçları filler ve on binlerce askeri ile Yemen’den Mekke’ye doÄŸru hareket etti. Hedefi hem Hristiyanlığı yaymak hem de ticaret yollarını Arapların ellerinden almaktı. Ebrehe’nin koca ordusu ve dev filleri karşısında mukavemet edemeyeceÄŸini anlayan KureyÅŸliler, ‘Kabe’nin bir Rabbi’i var ve O, bu evi koruyacaktır’ deyip daÄŸlara çekildi ve olup bitenleri izlemeye baÅŸladı.

Ama bir mucize gerçekleÅŸti. Allah’ın kudretinin bir mucizesi olarak Ebabil kuÅŸları Ebrehe’nin 70 bin kiÅŸilik koca ordusunu taÅŸladı ve helak etti. Mekke’den Yemen’e kadar bütün yol boyunca her tarafta Ebrehe’nin ölü askerleri vardı. Kur’an-ı Kerim’de Fil Suresi bu olayı anlatır. Kabe’nin Allah’ın evi olduÄŸuna inanan Arapların, KureyÅŸ’e olan güvenleri daha da arttı. Böylece yaz ve kış bölgede ticari seferler yoÄŸunlaÅŸtı. Yaz Åžam ve Filistin’e, kış ise güney Arabistan’a ve Yemen’e kafileler hareket ediyordu. Hz. Peygamberin dedelerinden HaÅŸim yine bir ticaret için gittiÄŸi Filistin’in Gazze ÅŸehrinde hastalandı ve orada vefat etti.

Ebrehe o zamanlar mukaddes ÅŸehir Mekke’yi fethedip Kabe’yi yıkmayı baÅŸarabilseydi, sadece KureyÅŸ’in deÄŸil, Kabe’nin de güvenilirliÄŸi kaybolacaktı. İslam öncesi dönemde bile bu Ev’in Allah’a ait olduÄŸunu kabul eden Arapların Kabe’ye olan güvenleri sarsılacaktı. Çevre kabilelerin, Kabe’nin hizmetkarı oldukları için KureyÅŸ’e duydukları güven bir anda yok olacaktı. HabeÅŸliler Mekke’yi ele geçirselerdi, Bizanslılar Åžam ve Mısır’a giden ticaret yoluna hakim olacaklardı. Böylece Sıfır Sorun Politikası bitecek ve Arap yarımadasının durumu dört kardeÅŸin yürüttüğü siyasetten önceki durumdan daha kötü bir hal alacaktı.

Bizans İmparatoru’nun, Mısır ve Åžam üzerinde hakimiyet saÄŸladıktan sonra, doÄŸu Afrika, Hint kıtası ve Endonezya gibi ülkelere yönelmesinin nedeni, Bizans ile bu ülkeler arasındaki ticarette asırlardır rol alan Arapların aradan çıkarılarak Bizans’ın ticaret yoluna tek başına hakim olmak istemesidir. Böylece, Arap tacirlerin aradan çıkarılması ile bu ülkelerle doÄŸrudan ticaret yapma imkanı doÄŸacaktı.

HABEŞİSTANLI PRENSES VE MÜEZZİN BİLAL

Habeşistan ordusunun yüksek rütbelileri, genç kız ve kadınlarını da yanlarında getirmişlerdi. Savaş esnasında yolculuğun tadını çıkarmak ve ona renk katmak için ayrıca çalgıcılar, şarkıcılar ve dansözler de programa alınmıştı. Yanlarına aldıkları bu güzel hanımları, kızları ve cariyeleri, çölde ve Kabe etrafındaki şehirlerde yaşayan haşin Araplara kaptıracaklarını akıllarının ucundan bile geçirmemişlerdi.

HabeÅŸistan kralı, prenses kızını da savaşı kazanması halinde Ebrehe ile evlenmesi için Ashab-ı Fil ile göndermiÅŸti. Ordusuyla birlikte Mekke’ye giren Ebrehe, Kabe’ye herhangi bir zarar vermediÄŸi gibi, Mekke’den muzaffer bir ÅŸekilde, başı dik olarak da ayrılamadı. Bilakis hezimete ve bozguna uÄŸrayarak, çeÅŸitli felaketlere maruz kalarak ayrıldı. ‘Ebabil KuÅŸları’ onları kahrı periÅŸan etti. Çil yavrusu gibi saÄŸa ve sola kaçışan Ebrehe’nin ordusunun üzerine Ebabil kuÅŸları, ateÅŸte piÅŸirilmiÅŸ tuÄŸlalar türünden taÅŸlar yaÄŸdırıyordu. Yaralı olarak Yemen’e kaçan Ebrehe orada da uzun yaÅŸayamadı.

HabeÅŸistan prensesi ise ganimet toplayıcısı Has’amlı Suheym b. Süheylin eline köle olarak düştü. Süheyl, prensesi Halef b. Vehb’e hediye etti. HabeÅŸistan ordusunun helakını gören Halef de Allah’ın gazabına uÄŸramamak için kötü muamele etsin diye güzel HabeÅŸistan prensesini yine HabeÅŸistanlı olan azatlı kölesi Rabah ile evlendirdi. Köle ruhlu olan Rabah ülkesinin prensesine hizmette asla kusur etmedi. Günler ve haftalar böyle geçti. Rabah, ülkesinin prensesine asla dokunmadı. Sonra aralarında aÅŸk zuhur etti ve Rabah’ın prenses ‘ten bir çocukları oldu. Adını Bilal taktılar. Yani Bilal b. Rabah el-HabeÅŸi. Sonradan İslam’ın ilk müezzini olacak Bilal-i HabeÅŸi idi o.

ORTADOĞU VE DİNİN JEO-POLİTİĞİ

İngiltere’nin 19. yüzyılda ‘Middle-East’ (OrtadoÄŸu) olarak isimlendirdiÄŸi bu coÄŸrafya en çok peygamberin geldiÄŸi yer olarak da bilinir. Dünyamızın en büyük dinleri de doÄŸal olarak yine bu coÄŸrafyada doÄŸmuÅŸtur; İslam, Hristiyanlık, Yahudilik, Zerdüştlük veya Süryanilik gibi kadim inançlar bu coÄŸrafyanın bereketidir. İster siyasi, ister ekonomik olsun, bu bölgede yapılan her eylemin arkasında dinin mutlaka bir rolü vardır. Kur’an’ın övdüğü ilaf (sıfır sorun) politikasına katkıda bulunacak her adım bazı kötü emellerin müdahalesine uÄŸrayacaktır. Çünkü bu kötü emelleri barındıran Dünyanın süper güçleri barış veya huzur halinde bu coÄŸrafyanın güçleneceÄŸini tarihi vesikalardan dolayı iyi bilirler. Bu yüzden bu bölgede barış yerine kaosu tercih ederler. Maddi güç veya silah teknolojisi açısından ne kadar zayıf olursa olsuz, galip gelmek bu bölge insanlarının, huzur ise bu coÄŸrafyanın tabiatında vardır.

Son günlerde Suriye’de tanıklık ettiklerimiz veya daha önce Irak’ta, Afganistan’da gördüklerimiz Ebrehe’nin ordusunun emelleri ile aynıdır. Ve bugün ki saldırılar, geçmiÅŸte yapılan saldırılarla aynı hüviyeti taşımaktadır. Bu hüviyetin çerçevesinde ticaret yollarını, ticari kaynakları ele almak olduÄŸu gibi, bölgeyi siyasi olarak kontrol altına almak ve kendi inançlarını bu bölge halkına dayatmak da vardır.

Kur’an-ı Kerim Hz. Musa’nın kıssasında Allah yolunda savaÅŸmayanları lanetlerken Fil Suresindeki Ebrehe kıssasında ise elinden geleni yapmış olanlara Allah’ın yardım vaadinin hak olduÄŸu garantisini veriyor. Bu yazdıklarım çağımızın Müslümanlarına mücadeleyi bırakın mesajı deÄŸil, Allah’ın vadettiÄŸi zafer için sonuna kadar mücadele edin mesajı vermektedir.

Tarihi okuyarak bu coÄŸrafyada at koÅŸturmak isteyen zalimler yine tarihin not ettiÄŸi bir noktayı es geçiyorlar. Bu kadim coÄŸrafya hem intikam ahdi, hem de vefa duygusu ile nam salmış bir coÄŸrafyadır. Bölgede kan isteyen kanında boÄŸulmuÅŸ, huzur isteyene de Hz. Allah ahdi üzere huzuru vermiÅŸtir. Bugün ikisi için de birbirileri ile savaÅŸanların galibini belirleyecek olan Allah’tır. Ve zalimlerin tarihten almadıkları ve asla almayacakları tek ders budur.

 

Kaynak: İstiklal Gazetesi, ilk yayımlanma tarihi: 22 Ağustos 2020

TURAN KIŞLAKÇIGazeteci, Yazar

Külbe-i ahzân’ında âh ü fizâr bir Simurg. Ehl-i hikmet muhibbi ve hakikat arayıcısı bir yolcu. Uluslararası ilişkiler, ilahiyat, dinler tarihi ve felsefe alanlarıyla iştigal eder, hududü’l...

DETAYLAR
ARŞİV