Küresel Zulme Karşı Küresel Direniş

Bu yeryüzü çok zalim gördü… Zulmün taşla, zincirle, ateşle işlendiği çağlar geçti bu topraklardan. Firavun’un sarayları, Nemrut’un tahtları nice canın üzerine kuruldu. Ancak hiçbiri bu kadar sistemli, bu kadar göz göre göre, bu kadar aleni değildi…

Firavun’un boğuluşu, Nemrut’un ateşte yanışı — bugün yaşananların yanında adeta adaletin tecellisiydi. Çünkü onların zulmü bir sona vardı; bir ilahi müdahale, bir karşı koyuş, bir hesap vardı. Bugünün zulmü ise ödüllendiriliyor.
Mazlumun çığlığı susturuluyor, zalimin bombaları alkışlanıyor. Cinayet artık taşla değil, konferans salonlarında; işgal artık tanklarla değil, diplomatik deklarasyonlarla gerçekleştiriliyor.
Ve dünya, modern Firavunların önünde susarak secde ediyor…

Gazze’deki soykırım yalnızca bir başlangıç. ABD’nin ve İsrail’in ortak sistematik olarak işlediği bu suçlar, yalnızca bir halkı yok etmiyor — aynı zamanda uluslararası hukuku, insan haklarını, evrensel ahlâkı da toprağa gömüyor.

İsrail’in Gazze’yi yok edişi, Batı’nın inşa ettiği uluslararası düzenin çöküşünü simgeliyor. Bir zamanlar “insan hakları”, “Demokrasi” ve “hukukun üstünlüğü” gibi ideallerle şekillenen bu yapı, şimdi emperyal savaşlar ve sessizlikle çökmekte. ABD ve Batılı müttefikler yalnızca silah sağlamakla kalmıyor; insani çağrıları da sistematik biçimde bastırıyor. Yemen’e saldırılar, yardım gemilerine ambargolar, göçmenlere uygulanan şiddet — hepsi bir apartheid sisteminin küreselleşmekte olduğunun işareti.

ABD’li ünlü yazar Chris Hedges’in sözleri bu gerçeği net biçimde özetliyor: “Küresel Kuzey’in dünyanın geri kalanına verdiği mesaj şu: ‘Her şeye sahibiz ve bunu elimizden almaya kalkarsanız, sizi öldürürüz.’”

İşte bu düzenin karşısında şimdi insanlık ayağa kalkıyor. Madleen gemisinden Mağrip Konvoyu’na kadar yükselen bu vicdan, dünyaya yepyeni bir ses veriyor. Bu ses, yalnızca bir isyan değil; bir uyanış, bir yeniden doğuş çağrısıdır. Çünkü insanlık anlıyor ki, eğer bu zulme sessiz kalınırsa, sıradaki hedef kendisi olacak.

İspanyol teknik direktör Pep Guardiola’nın İngiltere’de bir üniversitede yaptığı konuşma bu farkındalığın işaretiydi: “Her sabah çocuklarımın yüzünde Gazzeli bebeklerin yüzünü görüyorum. Bu bizi ilgilendirmiyor diyemeyiz. Sıradaki biz olacağız.”

Madleen gemisinin ardından Mağrip Konvoyu yola çıktı: Cezayir, Tunus, Libya, Fas, Moritanya ve Çad’dan Müslümanlar, karadan Refah Sınır Kapısı’na doğru ilerliyor. Bu konvoya, Türkiye, Balkanlar, Türkistan ve Avrupa ülkelerinden de destek geliyor. 41 ülkeden binlerce insan, Perşembe günü Refah’ta olacak. Bu yalnızca bir destek değil, küresel sistemin karşısında bir vicdan manifestosudur.

Madleen, dünyada büyük bir Gazze gündemi oluşturdu. Mağrip konvoyu ile birlikte bu hareket bir direniş zincirine dönüşüyor. Her yeni konvoy, yalnızca Filistin’e umut değil, insanlığa yeni bir yön çizecek direniş modelidir.

İlk kez batının inşa ettiği barbar küresel sistem ile halklar bu kadar açık bir biçimde karşı karşıya geliyor. Tanklara karşı vicdan, silahlara karşı ahlâk, bombalara karşı dua yürüyüşe geçiyor.
Bu bir devrin kapanışı, yeni bir çağın doğuşu olabilir.

Bu yürüyüş, insanlığa şu mesajı veriyor: “Zulüm sürdürülebilir değildir. Unutulanlar geri döner. Mazlumun sessizliği, bir gün tufan olur. Tarih bunun örnekleri ile doludur.”

Ve o tufan şimdi Refah’a doğru yürüyor…

 

Kaynak: İstiklal Gazetesi, ilk yayımlanma tarihi: 11 Haziran 2026

TURAN KIŞLAKÇIGazeteci, Yazar

Külbe-i ahzân’ında âh ü fizâr bir Simurg. Ehl-i hikmet muhibbi ve hakikat arayıcısı bir yolcu. Uluslararası ilişkiler, ilahiyat, dinler tarihi ve felsefe alanlarıyla iştigal eder, hududü’l...

DETAYLAR
ARŞİV