Yaklaşık 20 gündür ülke gündemini BoÄŸaziçi Üniversitesi’ne rektör atanmasının akabinde baÅŸlayan ve halen devam eden gösteriler meÅŸgul ediyor. Kimileri bu gösterileri iktidar ve güç iliÅŸkisi üzerinden okurken kimileri de bunu komplo teorileri üzerinden okumaya devam ediyor. Fakat sosyal medyadaki okumalar üzerinden gidersek konu LGBT ve başörtülü bir kızın gösterideki tavrı üzerinden devam ediyor. Gösterinin konusu ilk birkaç gün rektör atamasına tepki iken aylardır herhangi bir hareketliliÄŸe iÅŸtirak için dört gözle tetikte bekleyen bir kısım oluÅŸumların maksatlı desteklerinin de eklenmesi ile baÄŸlamından koparak farklı bir mecraya kaymış durumda. Hele ki Kabe resmi üzerine nakÅŸedilen alçak semboller bazı ÅŸahıs ve STK’ların iç dünyasındaki çirkinliÄŸi de gün yüzüne çıkardı. Zerdüşt düşüncesinin ürünü olan Åžahmaran figürü, antik Yunan ve Roma’ya ait semboller bunun delillerinden bazısı. Ayrıca bu tür gösteriler sonrası karşılıklı ithamlar ve yalanlar havada uçuÅŸur onun için birçok kiÅŸi için gerçeÄŸi görmek zorlaşır. Hatta bu ithamlar ve yalanların bedeli de toplum için daha sonraları çok acı olur.
Şimdi biraz Boğaziçi gösterilerinin dışına çıkıp dünyadaki gelişmelere şöyle bir göz gezdirelim. Herkesçe malum olan bir gerçek var ki o da dünyanın hemen her alanda büyük bir değişim yaşadığı gerçeğidir. Siyasi alandan ekonomik alana, içtimai alandan ilmi alanlara kadar her alanda bir değişim ve dönüşüm mücadelesi var. Teknolojik alanda yaşanan büyük gelişmelerle birlikte Trans-hümanizm ve Post-hümanizm mevzularının felsefi alanı işgal ettiği bir dönemde, sözde mükemmel bir hale getirilmek istenen insan hakikatte diğer canlılar ile eşitleniyor. Çünkü yeni epistomolojiye göre mühim olan şey yaşamdır. İnsan da bu yaşamın bir parçasıdır. O halde insanın diğer canlılardan bir farkı yoktur. Bu tanımlamaya göre yapay-zeka yani yapay-insan çalışmaları dünyanın dört bir yanında devam ediyor. Batı muhayyilesi bu yaşam içine dahil ettiği canlıları ise cinsiyetsiz bir varlık olarak tasavvur ediyor.
Dünya bir yandan bu teknolojik geliÅŸmelere tanıklık ederken diÄŸer yandan da dünyanın hemen her yerinde sosyal hareketlilikler yaÅŸanıyor. Londra’dan Delhi’ye, Moskova’dan Paris’e dünyanın bütün metropollerinde sokak gösterileri düzenleniyor. Bu gösterilerin kimi Kovid-19, kimi sosyal eÅŸitsizlikler, kimi de siyasi sebeplerle çıkıyor. Fakat gösterilere genel bir bakış ortaya koyduÄŸunuzda aslında bütün dünyada tanımlanamayan bir huzursuzluk olduÄŸunu görürsünüz. İnsanları sokaklara döken bu huzursuzluk, kısa bir süre içinde küresel ve bölgesel güçler tarafından istifade yoluna gidiliyor. Bundan dolayı gösterilerin olduÄŸu hemen her ülke, baÅŸka bir ülkeyi gösterilere müdahale etmekle suçluyor ve ardından küresel ve bölgesel güçlerden fonlanan STK’lardan bahsediliyor.
Bütün bunlar bize ÅŸunu gösteriyor; Dünyanın her yerinde birçok alanda geliÅŸmeler yaÅŸanıyorken bunun ardından büyük krizler kendini gösteriyor. Mesela dünyanın her yerindeki teknolojik geliÅŸmelerin yanı sıra eÄŸitim-öğretim alanındaki araç ve gereçlerin kalitesi yükselmesine raÄŸmen eÄŸitim alanında böylesine büyük bir krizin yaÅŸanması açıklanamaz hale geliyor. Dünyanın hemen her ülkesi eÄŸitim kalitesinin düştüğünü ifade ediyor. ABD’de, Kanada’da, Avrupa’da ve Asya’da eÄŸitim sorunu bütün herkesin gündeminde. Üniversiteler istenen reformu ve yeniliÄŸi saÄŸlayamıyor. Onun içindir ki dünyadaki sosyal hareketlilikler içerisinde üniversite öğrencilerini daha çok görmekteyiz. Türkiye’de BoÄŸaziçi Üniversitesi’nde yaÅŸanan kriz de aslında bir eÄŸitim krizinin yansımasıydı. Bu kriz, bütün üniversitelerimiz de yaÅŸanıyor BoÄŸaziçi bunun patlama noktası oldu her ne kadar olay daha sonra muhalefetin ve bazı STK’ların devreye girmesiyle hükümet karşıtlığına dönüşse de.
Kuantum filozoflarından Alman bilim adamı Max Planck, ‘Çözülen sistemlerin çatlaklarından tuhaf tipler sızar…’ der. Burada çözülen sadece BoÄŸaziçi deÄŸil bütün üniversiteler yani bütün eÄŸitim sistemimiz. Ayrıca bu sadece bize münhasır deÄŸil bilakis bütün dünyanın yaÅŸadığı bir durum. Halbuki, eÄŸitimden siyasi alana kadar her alanda yaÅŸanan krizler bize ortada bir cenazenin olduÄŸunu ve bunun kaldırılması gerektiÄŸini öğütlüyor. Fakat kimse bunu kaldırmak için çaba sarfetmiyor. Herkes bu cenazenin etinden, sütünden istifade etmeye çalışıyor. Sadece iktidar veya muhalefet deÄŸil harici güçler dahi bu iÅŸe dahil olarak kendi siyasi veya ekonomik taleplerini karşı devlete dayatma mücadelesinde bulunuyor. ABD ve AB’nin gösteriler sonrası açıklamaları bunu çok bariz bir ÅŸekilde gösteriyor.
Onun içinder ki, Türkiye’nin ve dünyanın her yerinden herkes iÅŸine geldiÄŸi gibi gösterileri kullanıyor. Liberaller LGBT ve Feministler üzerinden sesini yükseltiyor, sol gruplar sola meyyal fraksiyonlar üzerinden çığlık atıyor, muhalif siyasi oluÅŸumlar ve iktidarlar ise gençleri kendi cenahlarına çekmek veya kendi tabanlarını gösterilericilerin gösterdiÄŸi tepki üzerinden konsolide etmeye çalışıyor. Bütün dünya ülkeleri nötr gibi duran, asosyal ve apolitik gençliÄŸi siyasi alana çekip politize etmek için çaba sarfediyor. Politik bir nesil çıksın diye uÄŸraşıyorlar. Devlet, muhalefet ve kadim çürümüş ideolojileri diriltmeye çalışan bütün STK temsilcilerinin hedefi kendi siyasi auralarına bu gençleri dahil etmek.
Bugünkü gösterileri 68 kuÅŸağı isyanlarına benzetenler de oluyor. Ancak bana göre bu gösterilerin 68 kuÅŸağı gençliÄŸinin isyanlarından ayıran birçok özellik bulunuyor. Her ne kadar bazı benzerlikler olsa da. Çünkü 68 kuÅŸağı isyanları çift kutuplu dünyanın büyük bir krizin eÅŸiÄŸinde olduÄŸu dönemde ortaya çıkmıştı. Bu isyanlar iki gerçekten ortaya çıkmıştı: Birincisi Sovyetlerin de ABD ile aynı ÅŸekilde kapitalizmi korumaya çalıştığı gerçeÄŸi, ikincisi ise eski hareketlerin bir iÅŸe yaramadığının görülmesiydi. Bu dönemden sonra ideolojik kavganın dışında bugün bütün gençliÄŸi kuÅŸatmış olan üç akım alttan alta geliÅŸti. Bunlar; çevrecilik, feminizm ve farklı cinsel tercihleri birarada tutan oluÅŸumlar. Bu dönem yapıçözümü ve yapısalcı felsefenin doÄŸduÄŸu, Michel Foucault ve Jacques Derrida’ların ortaya çıktığı, Edward Said’in Oryantalizm tartışmalarının baÅŸladığı bir dönemdi. Kısacası ModernleÅŸmenin Post-modernleÅŸmeye evrildiÄŸi bir dönem.
Bugün ise baÅŸka büyük krizlerle karşı karşıya dünya. Fakat bugünü geçmiÅŸten ayıran baÅŸka bir özellik de nesil farkı. Z nesli olarak adlandırılan bu kuÅŸağın ideolojik bir altyapısı yok. Farklı düşüncedeki ailelerin içinden geliyorlar. Ateizm ve deizm yakıştırmaları da doÄŸru deÄŸil çünkü ideolojik olmayan bu kuÅŸak ateizm ve deizmi de gerçek manada bilmiyor. Z kuÅŸağının kendisini aidiyet duyacağı bir siyasal kimlik de yok ortada. Zira bundandır ki farklı kimliklerden gelen insanlar birarada görülüyor. Z kuÅŸağında öne çıkan ÅŸey, zevk ve hazlarına hitap etmeyen deÄŸerlerden kopmak ve kalıpların dışına çıkmak. Halihazırda bu kuÅŸağı üniversite gençliÄŸi temsil ediyor. Türkiye’deki bütün üniversiteler içerisinde bu gençlik ruhunun en çok öne çıktığı yer BoÄŸaziçi üniversitesidir. Apolitik bu kuÅŸak sev-genç tanımlamasına çok uygundur.
Dünyanın birçok yerinde ilk baÅŸta haklı sebeplerle ortaya çıkan gösteriler kısa bir sürede farklı alanlara evriliyor. Bunun birçok sebebi var ve yukarıda bunun farklı alanlara evrilmesinin sebeplerini biraz anlatmaya çalıştık. Türkiye özeline dönersek, daha önceki rektör atmasına sesini çıkarmayan veya Türkiye’nin diÄŸer ÅŸehirlerindeki üniversitelere yapılan atamalara sessiz kalan bu gençlik konu kendi istemediÄŸi alana dokununca farklı tepki verebiliyor. ÖrneÄŸin CumhurbaÅŸkanı Sezer, CHP Parti Meclisi Üyesi Prof. Dr. Necla Pur’u sadece kendisinin oy verdiÄŸi 1 oyla Marmara Üniversitesi Rektörü yapınca ses çıkarmayıp alkışlayanlar, bugün CumhurbaÅŸkanı ErdoÄŸan’ın Prof. Dr. Melih Bulu’yu BoÄŸaziçi Üniversitesi Rektörü olarak atamasına; ‘AK Parti’den aday adayı olmuÅŸ biri bizim rektörümüz olamaz, üniversiteye siyaset giremez’ diyerek ayaÄŸa kalkıyor. Halbuki Sayın Bulu; Türkiye’nin en önemli üniversitelerinden biri olan ODTÜ Endüstri MühendisliÄŸi bölümünden mezun olmuÅŸ, ardından hem yüksek lisansını hem de doktorasını BoÄŸaziçi Üniversitesi İşletme bölümünde tamamlamış bir bilim insanı. Yani, BoÄŸaziçililerin içinden biri.
Daha önce iktidar görmüş diÄŸer muhalefet partileri ise kendi dönemlerindeki icraatları bu günlerin çok gerisinde olmasına raÄŸmen, günümüzde bu gençliÄŸin sanki yanındaymış gibi durarak kendi ikilemlerini göstermeye devam etmekte. Dünyada olduÄŸu gibi Türkiye’de bir eÄŸitim sorunu olduÄŸunu gören Türkiye CumhurbaÅŸkanı Recep Tayyip ErdoÄŸan, üniversitelerdeki krizi çözmek için yasal olan bir çerçevede bu konuya da bir çözüm bulmaya çalışmakta. Bu duruma elbette birçok yorum yapılabilir ve itiraz yükseltilebilir ancak itiraz edilmesi gereken konu atamalardan çok ‘eÄŸitim sisteminin neden bu halde olduÄŸu’ ve ‘örümcek kafalı ideolojik dönemin kurbanı hocaların gereksiz tepkileridir’!. EÄŸer bir reform isteniyorsa bunu birincisi eÄŸitim alanında ikincisi ise bütün üniversiteleri kapsayacak yasal bir alanda olmalıdır.
Bilmeliyiz ki dünya, sadece eÄŸitim alanında deÄŸil, siyasi alanda da büyük krizler yaşıyor. Güçlü siyasi alt yapıları olmayan ülkelerin, büyük deÄŸiÅŸimlerin yaÅŸandığı bu dönemde kaos ve ekonomik krizlerin içine gark olduklarını görüyoruz. Korona da bu süreci bütün dünyada hızlandırdı. Merkel, Putin ve Åži Cinping gibi güçlü liderlere sahip ülkeler bu kriz dönemlerinde hızlı dönüşümler yaÅŸadı ve krizlerle mücadele etmesini bildi. Kabul edin veya etmeyin ‘ErdoÄŸan Türkiyesi’ de bunun baÅŸarılı örneklerinden biridir. Hatta CHP’nin kendi içinde yaptığı bir ankette bile korona döneminde AK Parti iktidarının mücadelesinin baÅŸarılı olduÄŸu ortaya konmuÅŸtu.
Åžimdi dünya siyasi alanda yeni bir döneme evriliyor. Geçen yıllarda güvenlik politikalarının hakim olduÄŸu dünya siyaseti, yeni dönemde yeni bir siyasi cevap üretmek durumda kalacak. Dünyanın güçlü ülkeleri siyasi bir cevap üretmediÄŸi için ya oyuncu deÄŸiÅŸtiriyor ya da takım deÄŸiÅŸtiriyor. Türkiye siyasetinin güçlü lideri ErdoÄŸan karşısında yeni bir siyasi söylem geliÅŸtiremediÄŸi için lideri olduÄŸu AK Parti kendi içinde hem iktidarı hem de muhalefeti temsil ediyor. Bundandır ki CumhurbaÅŸkanı ErdoÄŸan halkın kahir ekseriyetinin talebi üzerine takım deÄŸiÅŸikliÄŸine giderek krizlerle hızlı bir ÅŸekilde mücadele ediyor. Özetlemek gerekirse, dünya yeni bir siyasi söyleme ihtiyaç duyuyor. Soru ÅŸu: Bu yeni siyaseti kim ortaya koyacak? CHP, İyi Parti, HDP ve Saadet Partisi gibi partilerden oluÅŸan muhalif siyasi oluÅŸumlar her ne kadar iÅŸlerine geldiÄŸi için bu gençleri destekliyor gözükseler de aslında onlar da henüz dünyadaki deÄŸiÅŸimi okuyabilmiÅŸ deÄŸil. AK Parti de maalesef bu partiler gibi deÄŸiÅŸimi göremiyor. GençliÄŸe hitap edememesinin temel sebebi de bu. Fakat AK Parti’nin en büyük avantajı CumhurbaÅŸkanı ErdoÄŸan gibi güçlü bir siyasi figüre sahip olması.. Bu durumda çürümüş mahalefet karşısında, halkın ErdoÄŸan’dan baÅŸka tutunacak dal, güvenecek liman bulamaması kaçınılmaz bir gerçek olarak ortaya çıkıyor.
CumhurbaÅŸkanı ErdoÄŸan ‘yeni anayasa’ tartışmasını gündeme taşıyarak bütün hikayeyi doÄŸru olan yöne doÄŸru kanalize etmeye çalıştı. Çünkü siyasi angajmandan kurtulmak istiyor. Gençler ise birikmiÅŸ enerjisini bu tür gösteriler ve faaliyetlerle ortaya koyuyor. Hakikatte birbirinden farklı olan görüşlerin bu tür gösterilerde bir arada görünmesi ise arızî bir durumdur. Åžehir Üniversitesi’nin kapatılması sürecinde sesini yükseltmeyen bazı muhafazakar grupların da bu gösterilere destek verdiÄŸi görülüyor. Bu durumun malesef açıklanabilir bir sosyolojisi yok.
Sonuç olarak ÅŸunu görmek gerek, büyük siyasi deÄŸiÅŸimlerin yaÅŸandığı, küresel ve bölgesel güçlerin birbiriyle uÄŸraÅŸtığı bir dönemde Türkiye’ye karşı gereksiz bir iç baskı unsuru olunmamaya ve Türkiye’nin kaliteli üniversitelerinden olan BoÄŸaziçi Üniversitesi’nin de marka deÄŸerinin bitirilmemesine dikkat edilmeli. Öte yandan, Anglo-Sakson dünyanın merkezi olarak görülen BoÄŸaziçi’nin protest akademisyenleri ve öğrencileri de kendi oluÅŸturdukları hendeklerden çıkıp dünyaya ürettikleri bilimle ses vermeli!. YaÅŸanan süreçle ilgili kısa bir araÅŸtırma yapıldığında ise gösterilerin arka planındaki isimleri ortaya çıkarmak isteyen sosyal medya hesaplarının da engel üstüne engel yediÄŸi su götürmez bir gerçek olarak ortaya çıkıyor. Twitter tarafından Amerika’daki sokak olaylarına sebebiyet veren hesaplar askıya alınırken, Türkiye’de çıkan sokak olaylarının arkasındaki isimleri yazanların da es geçilmediÄŸi ve bu hesapların da nasıl askıya alındığını sosyal mecra protestocuları iyi görmeli. Sorgulamayı her alanda yapmak büyük resmi her zaman görebilmek gibi önemli bir avantaj saÄŸlar.
