Turuncu Dergisi Kudüs Röportajı

 

1)Uluslararası siyasetin kilit noktası olan Kudüs, neden önemli?

Üç büyük semavi dinin (İslam, Hıristiyanlık ve Yahudilik) merkezi olan Kudüs’te yaşanacak her gelişme dünya halklarının tümünü ilgilendirecek bir konudur. Kudüs ile ilgili alınacak her karar için mutlaka bu üç dinin müntesiplerinin onayı gerekmektedir. Ayrıca Kudüs, şark ile garb, mücadelesinin sembolüdür. İslam’ın zuhurundan önce bile bu topraklar, Bizans ile Fars devletilerinin ana çatışma merkeziydi. Afrika ile Asya’nın, yer ile göklerin buluştuğu noktadır. Onun içindir ki, kadim dönemlerden bugüne, Akdeniz’de büyük medeniyetlere imza atmış her devlet veya imparatorluk jeo-stratejik ve teo-jeopolitik öneminden dolayı bu şehri kanatları altına almaya çalışmıştır. Unutmamalı ki, Ganj nehri, Hinduizmi ve Budizmi bağrından doğurmuştu, Olimpos dağları Yunan mitolojisini beslemişti, Kenan diyarı ise Semavi dinlerin nüzuluna tanıklık etmişti.

 

2)1948’den bugüne İsrail işgali demografiyi ne kadar değiştirdi? İsrail’in hedefi ne?  

19. yüzyılın Batı dünyasının milliyetçiliğinden ve sömürgeciliğinden doğmuş olan Siyonizm, ırkçılığın, faşist milliyetçiliğin ve sömürgeciliğin bir başka türüdür. Haganah, İrgun ve Stern gibi şiddet ve terör örgütlerinden doğmuş olan İsrail, kurulduğu tarih 1948’den bugüne devlet terörü hayatını ve ideolojini idame ettirmektedir. Osmanlı 1917’de Filistin topraklarından çekildiğinde Yahudilerin Filistin’de sahip oldukları topraklar yüzde 2,5 idi. Filistin topraklarına Haganah, İrgun ve Stern gibi Siyonist terör örgütlerinin de desteğiyle Yahudileri çekmeye çalışan İngilizler, 1917’den 1947 yılına kadar 30 yılda verdikleri onca uğraşa rağmen Yahudilerin sahip oldukları toprak alanlarını ancak yüzde 5,7’ye çıkara bilmişlerdi. Zira bu rakamlar bile “Filistinliler topraklarını sattı” iddiasının ne kadar gülünç olduğunu bize gösteriyordu.

BM, Kasım 1947 yılında gayrimeşru Filistin’i taksim planını açıklandığında, çünkü bu paylaştırma konusundaki karar BM Güvenlik Konseyi tarafından değil (Genel Asamble tarafından alınmıştır), Filistin topraklarında yaşayan Filistinli sayısı 1 milyon ve Yahudi nüfusu ise 150 bin civarında idi. Şimdi bu rakamları göz önüne aldığınızda Filistinlerin o günlerde taksim planını neden reddettiklerini daha iyi anlayabiliyorsunuz. Taksim planından birkaç ay sonra 1948’de Siyonist terör örgütleri, İngilizlerin de desteğiyle Filistin topraklarının yüzde 78’ini işgal edip, devletlerini ilan etti. Aslında Filistin’in bu kadar kısa sürede kaybedilmesinin arkasında büyük ihanetler vardı. Nisan 1920, Mayıs 1921, Ağustos 1929, 1936 ve 1939’da Filistinlilerin Yahudi göçüne karşı çıkan büyük isyanlarına destek verilseydi bugün bu aşamaya gelinmeyecekti. İngilizlerin müdahalesi ve bazı Arap devletlerinin ihaneti olmasaydı, Filistinliler Yahudilerin tüm heveslerini kursaklarında bırakacaktı.

Başka bir deyişle İsrail, 1948’de Filistin’in %78’ini 1967’de ise kalan %22’sini işgal etti. Batı Şeria ve Gazze birlikte tarihi Filistin’in %22’sini oluşturmakta ve bu, mevcut kavganın konusudur. Filistinliler bugün daha önce kaybettikleri %78 için değil, kalan %22 için kavga veriyor. Kalan %22 içinde İsrail hâlâ Batı Şeria’nın %60’ını, Gazze’nin ise daha %40’ını kontrol ediyordu ancak bugün Gazze’den çekilmesine rağmen bölgeyi 5 yıldır karadan, havadan ve denizden abluka altında tutuyor. Yani bugünlerde bir Filistin devleti olacaksa bile bu devletin birleşik bir toprağı olamayacak. Geri kalan da küçük parçalara ayrılacak, İsraillilerin inşa ettikleri, Filistin bölgelerini çepeçevre saran yollarla kontrol edilecek. Batı Kudüs bu tartışmada yok; hâlbuki BM kayıtlarına göre 19.000 dönümlük Batı Kudüs’ün 11.190 dönümü Araplara 4.830 dönümü de Yahudilere ait. Bu durum Filistinlilerin neden kendi topraklarında kapana sıkışmış olduklarını açıklamıyor mu? Bir de bunların üstüne İsrail’in inşa etmekte olduğu “Irkçı Duvar”ın ve Gazze’ye uygulanan ambargonun Filistinlilerin hayatını nasıl yaşanılmaz hale getireceğini varın siz düşünün…

 

3)Trump’ın Kudüs kararının zamanlamasını nasıl değerlendirirsiniz? Sizce neyi amaçlıyor?

Arap aleminin kalbine saplanmış bir hançer olan İsrail, bugüne değin ABD’nin kayıtsız şartsız ve de sınırsız desteğiyle yaşayabilmiştir. Siyasi desteğin yanı sıra Batı’dan yağan para ve silah akışıyla bölgede hayatta kalan İsrail, aynı zamanda batılı güçlerin bölgedeki ileri karakolu olarak göreve ifa etmektedir. Trump’ın bu kararı almasında birçok neden zikredilebilir. Birinci neden olarak, ABD siyasetinde Yahudi lobilerinin ve Neo-conların etkinliğini ifade edebiliriz. Bunun yanı sıra, Ortadoğu’nun yeniden dizaynı ve bölgedeki enerji paylaşımlarının bunda büyük rol oynadığı çok açık bir gerçek.

4)İslam İşbirliği Teşkilatı’nın İstanbul’da aldığı ‘’Doğu Kudüs’’ kararı İslam dünyasında büyük bir heyecana neden oldu. Bu ümidini yitirmiş Müslüman coğrafyasında bir uyanışa vesile olabilir mi?

İstanbul’daki İslam İşbirliği Teşkilatı(İİT)’nın kararı tarihi bir karardı ve bunun umudunu yitirmiş Müslüman coğrafyada yeni bir uyanışa vesile olacağı herkesin ikrar ettiğini bir konu. Suriye’de, Yemen’de, Irak’ta ve Libya’da ümidini yitiren ve bir türlü anlaşamayan İslam dünyası, İİT’nin aldığı bu kararla yeniden birleşme ve biraraya gelme istidadı gösterdi. Öte yandan, bu sadece alemi İslam’ı değil, tüm dünyayı güçle alemi terbiye etmeye çalışan emperyalist güçlere karşı dünya halklarının da bir ittihadı olacaktır. Ayrıca bu karar, Türk diplomasinin vicdan ve adalet eksenli anlayışının en önemli hamlelerinden biri olarak tarihe geçti.

5) Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne sunulan Trump’a Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımaktan vazgeçme çağrısı yapan karar tasarısı Washington tarafından veto edildi. Bu ne anlama geliyor? Bazılarının iddia ettiği gibi İİT’nin kararı sembolik mi kalacak?

BM Güvenlik Konseyi’nde kararı tek başına veto eden ABD’ye karşı 14 ülkenin fire vermemesi tarihi bir olaydır. Ayrıca Trump yönetiminin Kudüs kararını reddeden karar tasarısı BM Genel kurulu’nda da 9’a karşı 128 oyla kabul edildi. Bu da, BM tarihine tarihi bir an olarak kaydedilmiştir. Tüm bunlar bize, Amerika’nın tarafsızlığını yitirdiğini tüm dünyaya göstermiştir. ABD’nin tehditlerine rağmen BM’deki tarihi oylama, küresel güce karşı, bazı ada devletleri ve fakir Afrika ülkeleri haricinde, dünya büyük bir rahatsızlığın olduğunu da gösterdi. ABD yönetiminin uluslararası hukuku çiğnediğini gösteren bu oylama, halkların zorbalığa galip geldiği birgün olarak da tarihe geçecektir. İİT’nin İstanbul’da aldığı kararın, Müslüman ülkelerin fire vermeden ve dünyanın özgür devletlerinin Kudüs konusunda Filistin’e destek çıkmasını sebep olduğu inkar edilemez. Bu ayrıca, Türkiye’nin bölgede ve dünyada etkinliğini daha da artırmıştır. İİT ve BM’den çıkan kararların manevi ve diplomatik değeri çok yüksektir.

6)Bazı Arap ülkeleri İstanbul’daki konferansa ilgi göstermedi. Sizce bu ülkeler Kudüs konusunda nasıl bir sınav verdi? Kendi ülkelerinde bu ikiyüzlü tutumlarını halklarına nasıl izah edebiliyorlar?

Trump’ın pervazsız ve gayrimeşru kararının arkasında bu konferansa büyük ilgi göstermeyen Arap ülkelerinin olduğu şüphe götürmez bir hakikat maalesef. Son yüzyıla baktığımızda Filistin davasındaki her kaybın arkasında bazı devletlerin ihanetinin olduğu çok açık bir şekilde ortada. Yine üzülerek ifade etmek gerekiyor ki, demokratik olmayan bu rejimlerin halklarına izah edecek hiçbir şeyleri yok… Amerika’nın tarafsızlığını yitirdiğini tüm dünyaya göstermiştir.

7) Türkiye’de alınan Kudüs kararı ve Cumhurbaşkanımızın dik duruşu özellikle İsrail ve Arap basınında nasıl karşılandı?

İİT’de alınan karar, Türkiye’nin dik duruşunu gösterdi ve İslam dünyasında büyük alkış aldı. Arap basını kararı, Türkiye’nin “büyük İslam kardeşi” olarak büyüklüğünü gösterdiğini ve bunun ABD Başkanı Donald Trump’a “güçlü bir cevap” olduğunu kaydetti. Londar Merkezli El-Kudsu’l Arabi, Cezayir eş-Şuruk, Lübnan el-Mustakbel, Kuveyt el-Kabs, Mısır el-Ahram ve Ürdün’den el-Gad gibi birçok gazete, Trump’ın sorumsuzca aldığı karar, İİT kararı ile hükümsüz kalmıştır denildi. Bugüne değin BM kararlarını hep hiçe sayan İsrail’in bu karara karşı tavrı her zaman olduğu gibi saygısızcaydı ve “bizi etkilemez” dediler.

8)Siz Kudüs’ü en iyi bilenlerdensiniz. Şu anda İsrail askerlerinin özellikle çocuklara yönelik şiddeti dünyanın gözü önünde gerçekleşiyor. Neden hedef çocuklar? Filistin halkına yapılan zulmün boyutu nedir?

Nezaketinizi efendim. Bu konuda okumalar yapmaya çalışıyor ve sahada bulunarak olayları anlamaya çalışıyoruz. Bazıları İsrail’in şiddet kullanmasının nedenini Tevrat ve Zebur üzerinde yapılan münharif yorumlara bağlamakta Zebur’da geçen “Ey İsrail kavmi, sana milletleri esir ve Kenan ilini malikane olarak verdim. Onları bu demir sopa ile idare et. Bir çamur çömlek gibi onları parça parça edebilirsin. “ ve Tevrat’ta geçen “Ancak Tanrınız Rabbin mirası olarak size vereceği bu halkların kentlerinde soluk alan hiçbir canlıyı yaşatmayacaksınız. Tanrınız Rabbin size buyurduğu gibi, onları –Hitit, Amor, Kenan, Periz, Hiv ve Yevus halklarını- tümüyle yok edeceksiniz.” (Tesniye/Yasanın Tekrarı, 20/16, 17) ayrıca “Şimdi git, Amaleklilere saldır. Onlara ait her şeyi tümüyle yok et, hiçbir şeyi esirgeme. Kadın, erkek, çoluk çocuk, öküz, koyun, deve, eşek hepsini öldür.” (1. Samuel, 15/3) gibi ayetleri örnek göstermektedirler. Bazı aydınlar ise, İsrail’in şiddet kullanmasını kurucu fikri olan Siyonizm felsefesinden kaynaklandığını söylemektedir. Çünkü Siyonist propagandanın, “tarihi haklar” kavramı ve toprak “vaadi” üzerinden Yahudiliğin içini boşaltıp, Tevrat ve Zebur’daki münharif yorumlar üzerinden Yahudileri teröre teşvik ettiğini belirtmektedir. “Emperyalizm, hem toplumsal, siyasal ve kültürel bir baskı sistemi, hem de bir dünya görüşü olarak tüm çağların ortak olgusudur” tanımını yapan Filistinli ünlü düşünür Edward W. Said, “Yahudi Devleti kitabının yazarı Herzl’in düşüncelerinin ve Filistin’in 1880’lerden itibaren sömürgeleştirilmesinin kökenleri, Siyonizm ve emperyalizmin ortak kökenleri 19. Yüzyıl Avrupa entellektüel kültürünün tarihinde bulunabilir” diyor. Said özetle, “Siyonizm, teorisi ve pratiğiyle, Avrupa emperyalizminin daha alt düzeyde bir yinelenmesidir” diye not düşüyor. Bu arada, şunu da unutmamalı BM Genel Kurulu 10 Kasım 1975’de “Siyonizm’in bir çeşit ırkçılık, faşizm ve ırk ayırımı olduğunu” kabul eden 3379 sayılı karar, 35’e karşı 72 devlet tarafından desteklenmişti. Fakat ABD’nin desteğiyle bu karar 90 yıllarda iptal edilmiştir. Bu kararın bugün yeniden BM gündemine sokulması kanısındayım.

9)Halil-ur Rahman’da yapılanlar Mescid-i Aksa’nın başına gelir mi? Gelmemesi için neler yapılmalı? 

1997 yılında el-Halil şehri, ardından da Halilu’r Rahman Camii fiili olarak ikiye bölünmüştür. Şehir ve caminin ikiye bölünme süreci, 25 Şubat 1994 tarihinde ABD vatandaşı radikal Yahudi Barush Goldstein adındaki bir teröristin Halilu’r Rahman Camii’inde gerçekleştirdiği katliam ile başlamıştır. Bu terörist saldırıda 29 Filistinli hayatını kaybetmiş, 300 kişi de yaralanmıştı. Saldırının üzerinden yedi ay geçtikten sonra cami yeniden ibadete açılmış ancak bu süre zarfında caminin içerisine özel güvenlik sistemleri yerleştirilmiştir. Bunun yanı sıra caminin üçte ikilik kısmı sinagoga çevrilmiştir. Benzeri uygulamanın İsrail tarafından Mescid-i Aksa üzerinde de denenmeye çalışıldığı müteadid defalar görülmüştür. Müslümanlara düşen Kudüs ve Aksa’da her gelişmeyi an be an takip etmeli ve kritik bir zamandan geçtiğimiz unutulmamalıdır.

10)Filistinli gençlerin eğitimi ve sosyal hayatı nasıl? Mevcut düzende geleceklerini nasıl görüyorsunuz?

İsrail, ABD ve Batı’nın verdiği sonsuz destek ile yaşamını idame ettirmekte. Dünya Müslümanlarına düşen görev de Filistinlilere her alanda destek olmaktır. Filistinliler davalarına sahip çıkmaya devam etmektedir. Önemli olan Müslüman halkların hiçbir zaman yalnız bırakmamasıdır. Filistinliler, bugün Arap dünyasında medyadan tutun sağlık alanına kadar her alanda büyük etki sahibidirler.

11)Yahudilerin işgal politikalarına Hıristiyanların bakışı ne? Onlar bu olaylarda kimin tarafında duruyor?

Şark kiliselerinin buna büyük tepki gösterdiklerini biliyoruz. Edward Said gibi Filistinli Hıristiyanların Filistin davasının yılmaz savunucusu olduğunu da unutmamalı. Trump’ın son kararı sonrası Lübnan ve Filistin’de görüştüğüm birçok Hıristiyan buna sert tepki gösteriyor ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kudüs kararını sonuna kadar desteklediklerini ifade ediyorlardı.

12) Müslümanlar Kudüs’ü neden yalnız bıraktı?

Müslümanlara Kudüs’ü yalnız bırakmadı. Sorun İslam aleminin 200 yıldır maruz kaldıkları fiili ve kültürel işgallerdir. Bölük pörçük bir İslam aleminden bahsediyoruz. Irak, Afganistan ve Suriye’de milyonlarca kadın ve çocuk ölürken ruhsuz bir beden gibi kıpırdamayan bir dünyadan bahsediyoruz. Ama inanıyorum ki, Kudüs davası ümmetin uyanışına vesile olacak ve Selahaddin gibi biri çıkacak ve ümmetin yekvücut olmasını sağlayacaktır.

13)Özellikle Filistin, Arakan, Suriye için müslüman kadınlara düşen sorumluluklar nelerdir?

Müslüman kadınların, ümmetin yeniden bilinçlenmesinde büyük rol oynayacağı kanısındayım. Müslüman nesillerin ve gençlerin bilinçlenmesi rolü başta olmak üzere kültürel faaliyetlerle Kudüs şehri ve Filistin tarihi hakkında büyük farkındalık oluşturabilirler. Çünkü ilk aşamada bu başarılabilirse, Siyonizmin dünya genelinde yaydığı yalanlar ve iftiralara en büyük cevap olacaktır. Çünkü, Siyonizm yalanlar ve efsaneler ile hayatını idame ettiriyor. Müslüman nesillerin ye’se düşmeden umutla geleceğe bakmalarını sağlayabilirler. Ne diyordu Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy:

“Ye’s öyle bakattır ki; düşersen boğulursun.

Ümide sarıl sımsıkı, seyret ne olursun!”

Psikolojik yenilginin en tehlikeli şey olduğu unutulmamalı. Koca sultan Selahaddin Eyyubi, Kudüs Haçlılar döneminde vahşi katliamlara tanıklık ettikten, 200 yıl işgal altında kaldıktan ve Mescid-i Aksa Haçlıların atlarını bağladığı bir ahır haline getirildikten sonra kurtarmıştı. Zafer eninde sonunda inananların olacaktır.

TURAN KIŞLAKÇIGazeteci, Yazar

Külbe-i ahzân’ında âh ü fizâr bir Simurg. Ehl-i hikmet muhibbi ve hakikat arayıcısı bir yolcu. Uluslararası ilişkiler, ilahiyat, dinler tarihi ve felsefe alanlarıyla iştigal eder, hududü’l...

DETAYLAR
ARŞİV