Ey Resûlüm! Ümmetin yetim kaldı…

Ey Resûlüm! Öyle yalnız ve biçareyim ki, öyle gamlar ve acılar içindeyim ki… Derdimizi paylaşacak kimseler bulamıyoruz… Devaya muhtacız, lakin alîlliğimize tabîb-i mihribân yok… Ziya Paşa’nın ifade-i cemaliyle, Belâ-yı mâsivâya mübtelâyız, Zebûn-ı pençe-i nefs ü hevâyız… Alemi Ser-â-pâ zulüm sarmış, biz gedâlar ise bakî mücrimler gibi tvlerden seyrederiz vahşeti…

Ey Resûlüm! Öyle hüzün doluyum ki, nisan yağmuru olup akasım var denizlere… Beraber kuytu bir köşede ağlayacak kimselerimiz kalmadı… Elsinelerimiz mecrûh, bedenlerimiz paramparça… Deli divane deveran ediyoruz dünyanın dört bir yanını… Fakat nafile… Kaçış yok… Hâlimizi Rabbimiz ne güzel eylemiş sual ile tasvir: “Fe eyne tezhebûn?!..”

Ey Resûlüm! Öyle zulümlere tanıklık etti ki dünya son yıllarda, tarih benzerini hiç yaşamadı… Irak’ta 1 milyon insan katledildi… Suriye’de 1 milyon insan yok edildi… Yemen’de, Afganistan’da, Filistin’de ve Libya’da her gün çocuklar ölüyor… Mustazafların ve duâfanın feryad-ı figânı arşı âlâyı sarsıyor…

Ey Resûlüm! Öyle bigane bir hayat içinde akıp gidiyoruz ki, Doğu Guta’da enkazların altından haykıran çocukların sesine nefes olamıyoruz… 2012’den beri kuşatma altında feryat eden Guta’daki çocukların ve kadınların acılarına ve yaralarına ancak taşlar bir lerze ile eşlik ediyor…

Ey Resûlüm! Öyle bir fitneye düçar olmuşuz ki, hakikati göremez durumdayız… Zalimler, yeğenin o büyük imam Zülfikar’ın adını kullanarak karadan ve havadan bombalar yağdırıyor muhasara altındaki ümmetinin yetimlerine… Dersin ki, bunların İsrail’den, ABD’den ve Rusya’dan ne farkı kalmış…

Ey Resûlüm! Öyle bir haldeyiz ki, bir tihten başka bir tihe sürükleniyoruz… Elimizden tutup kaldıran kalmadı… Sen yetimdin, bugünse ümmetin yetim… Hani demiştin ya: “İslam garip başladı ve garip olarak dönecek. Ne mutlu o gariplere…” İşte ümmetin bugün hem yetim hem de garip guraba bir halde…

Ey Resûlüm! Öyle bir utanç içindeyiz ki, haremlerimiz ve kudsiyatımız işgalcilerin namluları altında kirletiliyor… Kudüs yine mahzun, Aksa’ya dokunsan sana neler anlatacak bir bilsen… İsra ve Miraç diyarında İsa’lar işkenceler altında, Yakuplar ise yine katlediliyor… Roma vahşeti bu kez ABD adıyla zuhur etmiş…

Ey Resûlüm! Öyle bir korku ve dünya sevgisi içindeyiz ki, bu sayımızın azlığından kaynaklanmıyor… Bilakis ümmetin bugün 2 milyarı bulmuş, Müslüman devletlerin sayısı 50’yi geçmiş durumda… Fakat hali pür melalimizi sorsan, selin önündeki çer-çöp misali… Nereye akıp gittiğimiz belirsiz…

Ey Resûlüm! Öyle bir hiçleştik ki, yeniden bir adem noktasındayız… Vardığımız bu sıfır noktasında yok olduk… Belki tarih buradan yeniden başlar diye ümit ediyoruz… Kurulacak yeni medeniyet, 5 düvel-i muazzamanın çıkarını koruyan ve mazlumların haklarını görmezden gelen müesseseleri yok eder, mazlumların sesine Zülkarneyn olur…

Ey Resûlüm! Öyle bir dehşet içindeyiz ki, zaman yanıyor, mekan buharlaşmış, hayallerimiz bile figân ediyor… Sabah güneşinin farklı doğacağı günü bekliyor gibiyiz… Fakat, Yüce Mevlaya söyleyecek sözümüz olmadığı için, biz muhtâc-ı devâ esîmler, her gün eriyip eriyip gidiyoruz…

Hâb-ı gafletden olan bîdâr olanda rûz-ı haşr
Eşk-i hasretden tökende dîde-i bîdâra su.

Umduğum oldur ki rûz-ı haşr mahrûm olmayam
Çeşm-i vaslun vire men teşne-i dîdâra su.

Fuzûlî

TURAN KIŞLAKÇIGazeteci, Yazar

Külbe-i ahzân’ında âh ü fizâr bir Simurg. Ehl-i hikmet muhibbi ve hakikat arayıcısı bir yolcu. Uluslararası ilişkiler, ilahiyat, dinler tarihi ve felsefe alanlarıyla iştigal eder, hududü’l...

DETAYLAR
ARŞİV